Panik Bozukluğu

Panik Bozukluğu

Sıradan bir gündü. Ahmet, işyerinde her zamanki işleriyle uğraşırken sol kolunda hafif bir uyuşma hissetti. “Kolum neden uyuştu acaba?” diye düşünürken göğsünde bir daralma hissi yaşamaya başladı. Hafif çarpıntısı vardı. Aklına bir hafta önce kendi yaşlarında bir komşusunun kalp krizi nedeniyle aniden ölmüş olduğu geldi. Yoksa o da kalp krizi mi geçiriyordu? Bunu düşününce kalbi iyice hızlı atmaya başladı. Kalp atışlarını tüm vücudunda hissediyordu. Nefesi daralıyordu. Kravatını gevşetti. Göğsündeki sıkışma artmıştı. Sol kolu şimdi daha çok uyuşuyordu, galiba biraz ağrıyordu da. Boğuluyor gibi hissetti. Telaşla camı açtı. Ne kadar hızlı ve derin nefes alsa da nefesi yetmiyor gibi geliyordu. Başı dönmeye başladı. Soğuk soğuk terliyordu. Bir an etraf bulanıklaşır gibi oldu. “Tamam, ben de kesin kalp krizi geçiriyorum. Öleceğim” diye düşündü.

Arkadaşı, onu beti benzi atmış, gözleri fal taşı gibi açılmış, ter içinde görünce yaklaşıp nasıl olduğunu sorunduğunda, sadece “Ölüyorum” diyebildi. İş yerindekiler de telaşlanmışlardı. Onu hemen acil servise götürdüler. Kan tetkikleri yapıldı, EKG’si ve akciğer filmi çekildi. Hepsi normaldi. Muayene sırasında sadece kalbinin biraz hızlı attığı ve tansiyonunun hafif yükselmiş olduğu bulunmuştu. Doktor “Bir şeyiniz yok” deyince şaşırdı ve biraz sinirlendi. “Nasıl bir şeyim yok, ölüyorum” dediyse de sıkıntısı azalmaya başlamıştı. Yapılan sakinleştiriciden sonra iyice rahatladı; ama yaşadıkları canını sıkmıştı.

O günden sonra kendini çok dinler oldu. Acaba kolu mu uyuşuyordu? Yoksa göğsünde bir ağrı mı vardı? Sık sık tansiyonunu ölçtürmeye başladı. Tansiyonu hafif yüksek çıktığında heyecanlanıyor, tekrar ölçüldüğünde daha da yüksek çıkınca korkuya kapılıyordu. Çarpıntısı ve göğüs ağrısı olduğu için kardiyolojiye; başı dönüyor ve kolu uyuşuyor diye nörolojiye; mide bulantısı, karın ağrısı ve sık sık tuvalete gitme ihtiyacı hissetmesi nedeniyle gastroenterolojiye gitti. Yapılan tüm tetkikler normal bulunuyordu. Yaşadığı ilk atağa benzeyen ataklar nedeniyle birkaç haftada bir acile gider olmuştu. Doktora her gidişinde ısrarla fiziksel bir hastalığının olmadığının ve bir psikiyatri doktoruna gitmesinin gerektiğinin söylenmesi onu sinirlendiriyordu. “Ben deli miyim ki psikiyatri doktoruna gideceğim. Bir hastalığım var, bulamıyorlar” diye düşünüyordu.

Giderek işini aksatmaya başladı. Kendini dinlemekten işine yoğunlaşamıyordu. Hatalar yaptığı için uyarılar alır olmuştu. Tekrar aynı sıkıntıları yaşamaktan çok korkuyordu. Hiçbir yakınması olmadığı zamanlarda bile “ya tekrar olursa?” diye düşünüyordu. Hastalandığı sırada yardım edecek kimse bulamazsa, hastaneye yetişemezse diye düşündüğü için yalnız kalmaktan korkmaya başladı. Araba kullanırken kalp krizi geçirip kaza yaparsa diye korktuğu için araba kullanamıyordu. Otobüste duramıyor, nefes alamadığını hissettiği için kendini dışarı atıyordu. Akşam onunla oynamak için yanına gelen çocuklarına zoraki bir gülümsemeyle bakıyor, sürekli kendiyle meşgul olduğu için oyuna ya da çocuklarının kendisine anlattıklarına odaklanamıyordu. Babasız kalacaklarınından korktuğu için çocuklarını düşünmek bile ona acı verir olmuştu. Koşarsa ölebileceğini düşündüğü için, çok sevdiği haftasonu futbol maçlarını bıraktı. Sağlığıyla ilgili endişelerinden bahsetmekten çekindiği için, kendisini maça bekleyen arkadaşlarına çeşitli bahaneler uyduruyordu. Sevişirken kalp krizi geçirip ölebileceğinden korktuğu için haftalardır eşine işte çok yorulduğunu, erken yatacağını söylüyordu. Artık hemen hiçbir şeyden keyif almaz olmuştu. Hayatı katlanması zor bir ıstırap haline gelmişti…

Ahmet’in muzdarip olduğu Panik Bozukluğu, 100 kişiden 3’ünde görülen bir ruhsal rahatsızlıktır. Hemen her yaşta görülebilmekle beraber, ilk başlangıç yaşı genellikle 15-24 ve 45-54 yaşlar arasında yoğunlaşmaktadır. Ailesinde panik bozukluğu olanlarda görülme ihtimali daha yüksektir. Kadınlarda 2 kat daha sık görüldüğü, evli olmayan kişilerde görülme ihtimalinin evli olanlara göre daha yüksek olduğu bildirilmiştir.

Panik bozukluğu bir “anksiyete bozukluğu” dur. Türkçede “kaygı”, “bunaltı” sözcükleriyle ifade edilebilecek olan anksiyete; gerginlik, huzursuzluk, endişe, tedirginlik duygularına karşılık gelir. Anksiyete, kiminin hafif şiddette, kiminin şiddetli; kiminin nadir, kiminin sık yaşadığı; ama hemen tüm insanların aşina olduğu bir duygudur. Normal düzeylerdeyken uyum sağlayıcı ve hayatta kalmak için gerekli bir duygu iken, gereğinden şiddetli ve uzun süreli olduğunda yaşamı zorlaştıran, mesleki ve sosyal işlevselliği bozan bir hal alır.

Panik bozukluğu, yineleyen, beklenmedik panik ataklarıyla seyreden bir hastalıktır. Panik atağı bir hastalık değil, bir belirti kümesidir ve sadece panik bozukluğuna özgü değildir. Her 100 kişiden 10’u yaşamı boyunca en az bir panik atağı geçirmektedir. Travma sonrası stres bozukluğu, özgül fobi, sosyal fobi gibi diğer anksiyete bozukluklarında da panik atakları olabilir. Bu rahatsızlıklarda panik atakları kişide korku ya da sıkıntı yaratan özgün durumla karşılaşıldığında ya da karşılaşma beklentisi nedeniyle ortaya çıkar. Örneğin sosyal fobisi olan biri kalabalık bir topluluk önünde konuşma yapmak zorunda kaldığında, ya da örümcek fobisi olan biri bir örümcekle karşılaştığında panik atağı geçirebilir. Oysa panik bozukluğundaki panik atakları herhangi bir durum tarafından tetiklenmez. Çoğu zaman kişi rahatken, beklenmedik bir anda ortaya çıkar. Ataklar beklenilmedik şekilde ortaya çıksa da çoğu kişi ilk ataktan önce bir yakınını kaybetme, kendisinin ya da bir yakınının aniden hastalanması gibi stres yaratan bir olay tanımlamaktadır.

Panik atağı sırasında aniden başlayan yoğun bir korku ile birlikte çok sayıda bedensel belirti olur. Kişi o sırada kalp krizi geçiriyor olmaktan, nefes alamayarak boğulmaktan, ölmekten, aklını yitirmekten, altına kaçırmaktan, kontrolünü kaybetmekten ya da bayılmaktan korkabilir.

PANİK ATAĞI BELİRTİLERİ

1- Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması

2- Terleme

3- Titreme ya da sarsılma

4- Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları

5- Soluğun kesilmesi

6- Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi

7- Bulantı ya da karın ağrısı

8- Baş dönmesi, sersemlik hisi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

9- Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları, çevreyi yabancılama) ya da

depersonalizasyon (Kendini yabancılama)

10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu

11- Ölüm korkusu

12- Uyuşma ya da karıncalanma duyumları

13- Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

Panik atağı, bu belirtilerden dördünün ya da daha fazlasının birden başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, ayrı bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma dönemidir. Bazen ataktan sonra devam eden aşırı uyarılmışlık ve gerginlik hali nedeniyle atağın saatlerce sürdüğünü belirten hastalar olsa da, bir atak çoğu zaman sadece 5-20 dakika kadar sürer. Bazı hastalar uyku sırasında panik atağı yaşayarak korku ile uyanabilirler.

Panik Atağı aslında bir “yanlış alarm” durumudur. Panik atağı sırasında sinir sistemi, normalde ciddi bir tehlike karşısındayken verdiği cevabı, ortada bir tehlike yokken vermektedir. Ormanda tek başımıza iken bir aslanla burun buruna gelirsek hemen hepimiz şiddetli bir korku yaşarız, kalp atışlarımız ve solunumumuz hızlanır, ağzımız kurur, gözbebeklerimiz büyür, kimimiz donakalırız, kimimiz kaçmaya hazırlanırız. Panik atağı yaşayan kişi, bütün bu belirtileri ortada bir aslan ya da başka bir tehlike yokken yaşamaktadır.

Korku ne kadar yoğun olsa da o sırada kişinin korktuğu hiçbir şey (kalp krizi geçirmek, boğulmak, çıldırmak, vb.) başına gelmez.

Panik atağı sırasında kişi, o sırada algıladığı normal ya da heyecana bağlı bedensel duyumların çok ciddi bir tehlikeye neden olabilecek bir rahatsızlıktan kaynaklanıyor olabileceğini düşünür. Örneğin heyecandan dolayı kalp atışları hafif hızlanmış olan kişi bunu ciddi bir kalp hastalığının belirtisi olarak yorumlar. Böyle düşününce daha çok heyecanlanır. Heyecanlanınca doğal olarak kalbi daha da hızlanır ve durumunun kötüleştiğini zanneder. Belirtiler arttıkça heyecan artar. Heyecanın artışı belirtileri şiddetlendirir ve bir kısır döngü gelişir.

Bazı hastalarda atak sırasında heyecandan dolayı çok hızlı nefes alıp verme olur. Hızlı nefes alıp verme vücuttan fazla miktarda karbondioksit atılmasına neden olduğu için alkaloza yol açar. Bu da baş dönmesi, uyuşma, karıncalanma, baygınlık hissine neden olur. Ataklar sırasında zihin bulanıklığı, kendini ya da etrafı garipseme, nesneleri bulanık görme gibi algı değişiklikleri olabilir.

Atak sırasında kalbin hızlı attığı (taşikardi), solunumun hızlandığı, kan basıncının hafif yükseldiği tespit edilebilir. Ellerde hafif titreme görülebilir. Çok hızlı nefes alan hastalarda kasılmalar olabilir.

Panik bozukluğunda, en az bir ay süreyle başka atakların da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı, ya da atağın yol açabilecekleri ya da sonuçlarıyla ilgili olarak üzüntü duyma ya da ataklarla ilişkili olarak belirgin bir davranış değişikliği gösterme olur.

Kişi atak geçirirse yardım alamayacağını düşündüğü durumlardan kaçınmaya başlayabilir. Tek başına evden çıkamaz hale gelebilir. Bu kaçınma davranışları varsa agorafobi ile birlikte panik bozukluğundan söz edilir. Panik bozukluğu olan kişilerin yaklaşık yarısı ile üçte birinde agorafobi geliştiği bildirilmiştir.

Panik bozukluğu olan hastaların bedenlerine yönelik ilgileri gereğinden fazla artabilir. Çeşitli belirtiler nedeniyle kendilerinde kötü bir hastalık olduğu korkusuyla sık sık doktora gitmeye başlayabilir ve yapılan tetkikler normal bulununca tatmin olmayıp başka tetkikler yaptırmak isteyebilirler.

Panik bozukluğu nedeniyle hastaneden fazla uzaklaşamayan, yaşadığı yeri hastaneye olan yakınlığına göre seçen, doktora ulaşamazsa diye seyahate çıkamayan hastalar vardır. Panik bozukluğu olan kişiler kalp krizi geçirip ölme korkusuyla spor yapamayabilir, cinsel aktivitelerden kaçınabilir. Yaşadığı yoğun sıkıntı ve kaçınmaların sonucunda kişi giderek hayattan daha az zevk alır hale gelebilir ve depresyona girebilir.

Panik Bozukluğu olan birçok hasta fiziksel bir hastalığı olduğu inancı ile psikiyatri dışındaki branşlara ve acil servislere sık sık başvurmaktadır. Bu durum hastanın ve sağlık personelinin zamanının ve emeğinin boşa harcanmasına, yapılan gereksiz tetkikler nedeniyle masrafların artmasına ve tedaviye başlanmasında gecikmeye neden olabilmektedir. Tedavinin gecikmesi bazı belirtilerin daha dirençli hale gelmesine; panik bozukluğunun yanına depresyon, hipokondriasis (hastalık hastalığı) vb. başka ruhsal hastalıkların eklenmesine, tedavinin zorlaşmasına ve uzamasına neden olabilmektedir. Başlangıçta sadece panik bozukluğu hakkında eğitim verilmesi ve nefes egzersizi öğretilmesi gibi basit tedbirlerle giderilebilecek bir rahatsızlık, durum kronikleşince uzun süreli bir tedaviyi gerektirebilmektedir.

Panik bozukluğu kolay tanı konulabilen ve tedavi ile yüz güldürücü sonuçlar alınan bir rahatsızlıktır. Bir psikiyatri uzmanına başvurulması, kişinin gereksiz tetkiklerle zaman ve para kaybetmesini önleyecek; durumun kronikleşmeden ve yanına başka rahatsızlıklar eklenmeden daha kısa sürede ve daha kolay düzelmesini sağlayacaktır.

keywords: gaziemir psikiyatri psikiyatrist ruh sağlığı izmir