Depresyon

Bölük pörçük sıkıntılı bir uykunun ardından işte yine sabah olmuştu. Eylül’ün hiç kalkası yoktu. Üzerinde korkunç bir ağırlık vardı. Başlayacak olan günü düşününce içi daralıyordu. Canı hiçbir şey yapmak istemiyordu. Ama kalkmak zorundaydı. Çocuklar okula gönderilmeliydi. Bedenini neredeyse sürükleyerek yataktan kaldırdı. Zorlukla basit bir kahvaltı hazırladı, kendi hiçbir şey yemedi. Özensiz bir şekilde giydirdiği çocukları servise bindirdi, sofrayı olduğu gibi bıraktı ve yatağına döndü. Gözleri açık saatlerce durdu yatakta. Mutfakta bulaşıklar birikmişti. Bir çamaşır dağı ütülenmeyi bekliyordu. Hiçbir şey yapacak enerjisi yoktu. Yapılması gerekenleri düşündükçe enerjisinin iyice tükendiğini hissediyordu. Zorla kalkıp yüzünü yıkamaya gitti. Banyo aynasında kendini görünce ne kadar çirkinleştiğini ve yaşlandığını düşündü. “Eşim bile sevmiyor artık beni” dedi kendi kendine. “Hiçbir şey beceremiyorum. Herkese yük oluyorum”… Son zamanlarda sık sık gelen ağlama nöbetlerinden biri başladı. “En iyisi ölmek” dedi kendi kendine. “Bu acıya daha fazla katlanamayacağım. Ben ölürsem ailem de rahat eder. Birkaç hafta ağlar, sonra unuturlar”… Sonra çocukları geldi gözünün önüne; “hayır onları bırakamam” diye mırıldandı.

Gidip mutfağı biraz toparladı. O sırada kapı çalındı. Durumunu bilen annesi yardıma gelmişti; çoğu zaman yaptığı gibi kapıdan girer girmez söylenmeye başladı: “Ne bu halin? Aynı eşofmanlarla mı dolaşıyorsun hâlâ? Saçını bile taramamışsın… Off, bu mutfağın hali ne?…Tamam, sen git, kendine çeki düzen ver. Ben yemek yapayım. Neredeyse çocuklar gelecek. Toparla artık kendini. Güçlü ol biraz. Gören de Karadeniz’de gemilerin battı sanacak. Ne bu üzüntü bu kadar? Her şeyin var. Nedir derdin senin?…”

Çevre sanki bir sis bulutunun içindeydi. Söylenenlere dikkatini veremiyordu. Annesinin cümlelerinin yarısını duymamıştı bile; ama eleştirilmek sıkıntısını iyice arttırdı. Onu niye anlamak istemiyorlardı? Elinde değildi işte. Yapamıyordu. Ona bir şeyler olmuştu. O, o eski neşeli, hareketli kadın değildi atık. Sanki o gitmiş, yerine başka biri gelmişti. Son haftaları hemen her gün böyle geçmişti. Hayattan hiç zevk almıyordu. Gülmeyi unutmuştu. Canı hiçbir şey yapmak istemiyordu. Sürekli yorgun, bitkin hissediyordu. Uykusu ve iştahı çok bozulmuştu. Kendine hiç bakmıyordu. Özgüveni kalmamıştı. Her şeyi gözünde büyütüyordu. Eskiden kolaylıkla yaptığı şeyler şimdi ona imkânsızmış gibi görünüyordu. Çok alıngan olmuştu. Sık sık bir şeylere kırılıyor ve ağlıyordu. Çok gergindi; gereksiz yere yakınlarına sinirleniyor; o kadar sevdiği çocuklarını hırpalıyordu. Sonra bu yaptıklarından dolayı kendini suçluyordu. Gelecek çok karanlık görünüyordu. Hiç umudu yoktu. Onu en korkutan da ara ara aklına gelen ölüm düşünceleriydi.

Eylül’ü çaresiz bırakan bu durum, ağır bir majör depresyon atağıdır. Depresyon hemen her toplumda görülen, hayatı zorlaştıran psikolojik bir rahatsızlıktır. Toplumda genel yaygınlığı % 3-5.8 kadardır. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre 2 kat daha fazladır. Hayat boyu risk erkekler için % 3-12, kadınlar için % 10-26’dır. Epidemiyolojik veriler herhangi bir yılda kadınların % 13’ü, erkeklerin % 8’inin depresyonda olduğunu göstermektedir.

Depresyon farklı şiddet ve sürelerde olabilir. Depresyon tanısı konulabilmesi için en az 2 hafta süreyle, işlevsellik değişikliği ile birlikte aşağıdakilerden en az 5’inin bulunması; bu belirtilerden en az birinin depresif duygudurum ya da ilgi kaybı ya da zevk alamama olması gerekir:
1. Her gün, gün boyu süren depresif duygudurum (üzgün, boşlukta hissetme, ağlamaklı görünüm)
2. Her gün, gün boyu süren, etkinliklere ilgide azalma, eskisi kadar zevk alamama
3. Önemli derecede kilo kaybı ya da kilo alımı
4. Uykusuzluk ya da aşırı uyuma
5. Hareketlilikte aşırı azalma ya da artma
6. Yorgunluk, bitkinlik ve enerji kaybı
7. Değersizlik hisleri, aşırı ya da uygun olmayan suçluluk duyguları
8. Düşüncelerini yoğunlaştırmada zorluk ya da kararsızlık
9. Yineleyen ölüm düşünceleri
Depresyon, kişinin algısını değiştirir. Depresyona giren kişi kendisini, diğer insanları, dünyayı, geleceği olduğundan kötü görür. Algıdaki bu çarpılma nedeniyle depresyona giren birçok kişi düzelemeyeceğini, artık hayatının hep böyle kötü olacağını düşünür. Depresyon, hayat kalitesini ve işlevselliği düşüren, çalışma gücünde azalmaya ve ekonomik kayıplara, ilişkilerde bozulmaya neden olabilen, intihar riskini arttıran, tekrarlayabilen bir rahatsızlıktır. Antidepresan ilaçlar ve psikoterapi ile genellikle başarılı şekilde tedavi edilebilir. Yeterli şekilde tedavi edilmediğinde kronikleşme (çok uzun sürme) ya da tekrarlama riski artar.